Millet Bahçesi Kavramının Tarihsel Gelişimi

Tüm milletlerde görülen ilk refah ve kalkınma göstergesi bahçe düzenlemektir. Bahçe kültürü zamanla tüm insanlığı etkileyen bir kavram olarak evrenselleşmiştir.

Anadolu-Türk bahçe kimliği zaman ve mekân bağlamında çevre faktörlerine bağlı olarak bazı farklılıklar gösterse de genel olarak ortak nitelik ve özellikler taşımaktadır. Bu bağlamda ülkemiz coğrafyasında yeşeren bütün medeniyetler için doğa; daima pozitif enerji içeren, saygı duyulan, yaşam ve yaşam enerjisi ile özdeşleşen ve yaşamın odağındaki en temel unsurdur. Bahçe, Türk kültürünün binlerce yıllık birikiminin, kültürel, coğrafi, felsefi, dini etkileşimlerin ve inançların bir ürünüdür.

Paleolitik dönemden (MÖ 12.000’lerden) itibaren yerleşimlerin görüldüğü Anadolu’da doğal özellikler ve çevre koşulları açık alan-avlu uygulamaları ile kendini ifade etmeye başlamıştır. Bu dönemde kitle-boşluk dengesini sağlayan, hacimleri birbiri ile ilişkilendiren, sınırları net ve tanımlı, yaşamın odağı, yapılaşmış çevrenin gökyüzüne açık bir odası gibi tasarlanmış avlular doğal mekânlar olarak tüm yerleşimlerde yer almıştır (Çatalhöyük, Boğazköy, Hattuşa, Truva gibi). Yine aynı dönemde yer alan açık hava tapınakları doğanın ve açık mekânın başta dini aktivite ve ritüeller olmak üzere her türlü kullanım için önemli olduğunun bir göstergesidir.

MÖ 300’lerde görülen Ege Uygarlıkları döneminde kent planlarının gelişimi ile açık mekân ve yapı kültürü de çeşitlenerek daha özgün ve nitelikli avlular, bahçeler, spor alanları, halk bahçeleri, kutsal yeşil alanlar tasarlanmıştır. Dönemin açık mekân anlayışında iç avlulu (peristilli) konut yapıları peyzaj ile bütünlük ve armoni içinde tasarlanmıştır. Peristiller konuta özel, konutun merkezinde yer alan, ortasında bir havuz ve çevresinde çiçekler, saksılarda bitkiler ve heykellerle bezenmiş birkaç ağacın yer aldığı, mozaik döşemeleri ile yapının doğa ile bütünleşmiş açık bir odasıdır.

Genellikle tarım yerleşmeleri niteliğinde olan (Bergama, Milet, Priene, Magnesia gibi) dönem kentlerinde doğal değerler kent kimliğine katkı sağlayacak şekilde düşünülmüş, kent siluetine açık mekân-bahçe-yapı ilişkileri ve doğa-yapı entegrasyonu hâkim olmuştur. Dönemin inançları doğrudan doğa ile ilişkilendirilmiş, yüksek tepelerde yer alan tapınaklarda ve çevrelerinde geniş bahçelerin ibadet amaçlı kullanılmasının yanında özel bitkilerin yetiştirildiği alanlar da oluşturulmuştur.

Bu anlamda Anadolu’da ilk botanik bahçeleri de Yunan döneminde tapınak çevrelerinde görülmüş olup bu bahçelerde yerli türlere ek olarak egzotik türlere de yer verilmiştir. Dönemin bir diğer önemli açık mekân kurgusu ise halk bahçeleridir. Halk bahçeleri özellikle saray yakın çevrelerinde halka açık, içinde meyve ağaçları, bağ bölümü ve çiçek tarhlarının, havuz ve kanalların yer aldığı bahçelerdir.

Yunan Uygarlığı’nın devamı niteliğindeki Roma döneminde Anadolu’da kentsel avlu olarak nitelenebilecek açık alana agora yerine forum denilmiştir. Efes, Perge, Side, Aspendos, Termessos gibi Anadolu yerleşmelerinde Yunan kentinin rasyonel yerleşimi yerini aksiyel düzende ve daha anıtsal bir yapılanmaya bırakmıştır. Bahçede heykel, kolon gibi yapısal unsurlara ek olarak, suyun etkisi artmıştır. Kentin bütününü dolaşan kanallar ve çeşmeler (nympheum) bu dönemde öne çıkmıştır. Ayrıca budanarak şekil verilmiş bitki kullanımı (opus topiarum) bu dönemden itibaren görülmeye başlanmıştır. İlk kez Roma döneminde işlevsellik estetik değerlerle beraber düşünülmeye başlanmıştır. Bu amaçla avlu ve bahçelere meyve ağaçları dikilmiş, ancak bu türler bahçenin farklı bir kesiminde yer almıştır.

Roma Uygarlığı’nın ikiye ayrılması ile Anadolu’da hüküm süren Bizans döneminde değişen inançlar, siyasi yapı ve sosyal yaşam gereği açık ve yeşil alanlarda gerçekleşen birçok sosyal, kültürel ve spor etkinlikleri kapalı hacimlere kaydırılmış, kentsel dokuda değişimler olmuştur. Bu dönemde Anadolu kentleri toprakla ilişkileri nispeten kesilmiş kentsel çevrelere dönüşmüştür. Bu sebeple de gerek bahçe gerekse de açık alan peyzaj tasarımında çok fazla bir yenilik yaşanmamıştır. Bu dönemde ağaca verilen önem ve av koruluklarının varlığı Bizans’taki doğu etkisidir. Bu alanlarda yapılan bahçe köşkleri ise Roma’nın sayfiye villalarının bir başka yansımasıdır. Tarihi kaynaklarda Bizans döneminde İstanbul’da yer alan Philopation Parkından; geniş, içinde av hayvanları bulunan kanallar, hendekler, göller ve mağaraların olduğu, saray yapılarına sahip doğal bir alan olarak söz edilmektedir. Ayrıca bu dönemde dama tahtası biçiminde çim, çiçek tarhı uygulamaları görülmektedir. Dönemin manastır bahçelerinde şifalı bitkiler, meyve ve sebzeler yetiştirilmiş, hortikültürel çalışmalar yapılmıştır. Anadolu’da ilk tıbbi bitkiler bahçesi (Domes medicagum) Bizans döneminde görülmüştür.

Erken Türk Çağı olarak adlandırılan ve ilk Türk Beyliklerinin Anadolu’da hüküm sürdüğü dönemde doğa ile sürekli etkileşim içinde oldukları ve bu nedenle tüm mevsimlerde doğayı etkin kullanmak ve mevsimsel yer değiştirme amacı ile yaylak ve kışlak kültürünün gelişmiş olduğu görülmektedir. Suyu, meyvesi, yeşilliği, serinliği ve huzur vericiliği ile karakterize edilen ‘Cennet Bahçesi’ ideali, Türk Bahçesinin doğayla hem formel hem de informel ilişkilerinin biçimini belirlemede önemli etkenlerden birisi olmuştur.

Selçuklu döneminde inşa edilen yazlık ve kışlık saray yapıları çok sayıda avluya sahip olup cennet bahçesinin yansımaları olarak gülistanlarla eşlik edilmişlerdir. Bu dönem gülistanların ilk olarak görüldüğü dönem olarak diğerlerinden ayrışmaktadır. Buna ek olarak av korulukları, av hayvanları parkları, büyük kentsel bahçeler ve hasbahçeler açık ve yeşil alan sisteminin önde gelen parçaları olmuşlardır. Hasbahçeler Selçuklu saraylarının ayrılmaz bileşenidir, içinde yapılar, sulama kanalları, depo, sarnıç havuz gibi unsurların olduğu bahçeler olup yakınında da meşe ve çam ağaçları ile dolu av korulukları yer almıştır.

Hasbahçelerin içinde av köşkleri, şikarhane/şekerhane ve çeşitli binaların yer aldığı bahçelerde fındık, meyve ağaçları, sebze ve üzüm bağlarının yanı sıra badem, incir, keçiboynuzu gibi kuraklığa dayanıklı türler ile pamuk, susam, ipek üretimi yapılan alanlara yer verilmiştir. Selçuklu bahçelerinin ekonomik boyutu yanında dikkat çeken bir diğer özelliği de tüm yıl kullanılmasıdır. Saray eşrafının farklı sezonlarda farklı alanlarda ikamet etmeleri nedeniyle farklı bahçe tasarımları ortaya çıkmıştır. Bu açıdan Selçuklu bahçesinde mevsimsel döngünün önemli olduğu görülmektedir. Bitki türü seçiminde mevsimsel özelliklere dikkat edilmiş ve her mevsim kullanılan bahçeler daima renkli, dinamik bir yapıya sahip olmuştur. Anadolu’da 14. yy. Beylikler Dönemi bahçe kültürünün Selçuklu Uygarlığı’ndaki devamı niteliğinde olmuştur.

Osmanlı döneminde ise külliyeler çevresinde gelişim gösteren Anadolu kentleri bahçe-şehir görüntüsünde ve yoğun yeşil dokuya sahiptir. Büyük akslar ve doğayı etkileyen kentsel gelişim yerine basit kompozisyonlardan oluşan, topoğrafyaya göre biçimlenmiş, sürprizli gelişmelere sahip yerleşmeler görülmektedir.

Bu dönemde saray bahçeleri, Hasbahçeler ve avlulara ek olarak meydanlar, iç ve dış bahçeler, mesire yerleri, çayır alanlar, bağ, bostan ve meyvelikler ve mezarlıklardan oluşan bir yeşil sistem mevcuttur. Erken Osmanlı dönemi saraylarından Edirne Sarayı’nda bahçelerde şölen, ok, tüfek yarışmaları, cirit oyunları, at yarışları, güreş, geçit gibi eylemlerin gerçekleştiği mekânlar oluşmuştur. Evliya Çelebi’ye göre bu bahçelerde pek çok ağaç türleri, çiçek türleri ve gül çeşitleri ile meyvelikler yer almaktadır. Bahçedeki ürünler işlenerek farklı amaçlarla kullanılmaktadır (örneğin güllerden gül yağı temin edilmesi gibi). II. Murat döneminde yaptırılan Manisa Sarayı’nda klasik Osmanlı dönemi bahçesi diyebileceğimiz unsurlar yer almıştır (yüksek duvarlar ile çevrili daireler, cami, köşk yapıları, kışlalar, fırın evi, mutfak, hamam, dükkânlar, suyolları ve geniş bahçeler gibi). Bu unsurları 16. yy. klasik Osmanlı dönemi saray bahçelerinden en önemlisi olan Topkapı Sarayı bahçesinde de görmekteyiz.

Topkapı Sarayı simgesel ve yönetsel bir merkez olarak içerisinde çeşitli avluları, meydanları (divan meydanı gibi), patikaları, çeşmeleri ve ağaçları içermekteydi. Hasbahçe olarak tasarlanan ve sarayın özel yapıları ile sınır oluşturan bölgede ise incirlik, fil bahçesi, şimşirlik gibi saltanata ait özel kullanımlara yönelik bahçeler yer almaktaydı. Bugün Gülhane Parkı olarak bilinen yerde ise sebze ve meyve bahçeleri bulunmaktaydı. Bunun yanında birçok vahşi hayvan ve kuşun bulunduğu yapı ve bahçeler bu alanda yer almaktaydı.

Geç Osmanlı döneminde ise özellikle batı ile etkin iletişim ve yabancı mimar ve bahçıvanların saray yapı ve bahçe tasarımlarında görev almaları ile bahçelerde barok, rokoko, ampir üslubu gibi üsluplardan etkilenme olmuştur. Ancak bu etki daha çok binalarda hissedilmiş ve bahçe donatı elemanlarının dışında bahçe plan şemasında aks ve simetri uygulamaları, polykrom (çok renkli) bitki kullanımı, egzotik bitki kullanımı ve yoğun ağaçlama uygulamaları bu kapsamda geliştirilmiştir. 18. yy. başlarında Lale Devri ile birlikte kamusal açık alan anlayışı yaygınlaşmış ve halka açık gezinti alanları oluşturulmuştur. Bu dönemdeki açık alanlar park niteliğinde çevresi sınırlandırılmış olarak değil de fiziksel anlamda sınırı çizilmemiş doğal alanlar ve mesireler olarak dikkat çekmektedir. Sınırları belirli açık ve yeşil alan niteliğindeki ilk halka açık parklar ise Abdülaziz döneminde 1869’da Alman ve Fransızlar’dan oluşan bir ekip ile güzel sanatlar ilkeleri benimsenerek düzenlenen Taksim Millet Bahçesi ve 19. yy. ’ın ikinci yarısında, 1870 yılında Kısıklı’da açılan Millet Parkı’dır. Başka bir park ise 1900’lü yıllarda tarihi haritalarda yer alan Üsküdar’daki Doğancılar Parkı’dır. Üsküdar’daki Sarıkaya Millet Bahçesi, Sultanahmet Millet Bahçesi, Tepebaşı Millet Bahçesi ve Sarayburnu-Gülhane, Mahmut Şevket Paşa, Fatih ve Sultanahmet Bahçeleri yine aynı dönemde öne çıkan örneklerdir. 19. yy. sonlarına doğru halka açılan yeşil alanlar arasında Hürriyet Bahçesi olarak adlandırılanlar da olmuştur. II. Abdülhamid’in Beykoz’da bir özel mülkiyeti satın alarak, arazinin Paşabahçe koyuna bakan kısmını Hürriyet Bahçesi olarak düzenlediği bilinmektedir.

O dönemde açılan Millet Bahçeleri’nin pek çoğunun içinde Osmanlı Kulübü, kütüphane ve tiyatro yapıları inşa edilmiştir. Millet Bahçesi yapılan yerlerden biri de Ankara’dır. Birinci Meclis Binasının karşısına denk gelen bir alanda konumlanmış Ulus’taki Millet Bahçesi 1926 yılına kadar ilk yapıldığı haliyle kalmıştır. Burası herkes için bir buluşma yeri olmuş, başta Mustafa Kemal olmak üzere bütün milletvekilleri bu bahçeye sık sık gelir, pek çok milletvekili tanıdıklarıyla bu bahçede buluşur, onları bu bahçede ağırlardı. Sakarya Savaşı’nın ardından Ankara’ya dönen Matrakçı Nasuh Galata Minyatürü Millet Bahçesi Kavramı 21 Mustafa Kemal büyük bir coşkuyla karşılanmış, karşılamaya gelenler Millet Bahçesi’nde toplanarak Mustafa Kemal’e şükran duygularını iletmişlerdir. Ankara 1922’de ilk İşçi Bayramı’nı bu Millet Bahçesi’nde kutlamıştır. Bunlara ek olarak, bahçenin dönemin sanatsal faaliyetlerine platform oluşturduğu, içerisinde barındırdığı sinema ve tiyatro yapılarının önemli gösterilere sahne olduğu belirtilmektedir.

20.yy. ’ın ilk çeyreğinde Cumhuriyet Dönemi ile birlikte Millet Bahçeleri’nin kullanımı devam etmiştir. Ancak daha sonraki dönemlerde düzenlenen alanlar artık park olarak adlandırılmaya başlanmıştır.